T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
DERS NOTLARI
I.MEŞRUTİYET
(23 ARALIK 1876)
Meşrutiyet:
Parlamentolu Krallık, Taçlı Parlamento
Osmanlı
Devleti’nde iyileştirme çabaları doğrultusunda 1839'da Tanzimat Fermanı,
1856'da Islahat Fermanı ilan edilmişti. Tanzimat Fermanı’yla Osmanlı Devleti’ne
kanun gücü girmiş, halkın can, mal, namus güvenlikleri sağlanmış, Islahat
Fermanı’yla da Gayr-ı Müslimlere birtakım haklar verilmişti.
Ancak yapılan bu çalışmalar Osmanlı Devleti’nin
durumunda tamamen bir düzelme sağlayamadığı gibi, Avrupalı devletlerin Osmanlı
Devleti içine müdahalesini de önleyemedi. Bu ortamda yetişen Osmanlı aydınları
Genç Osmanlılar ( Jön Türkler ) eğer Osmanlı Devleti’nde Meşrutiyet rejimi ilan
edilirse halkın yönetime katılacağını, azınlıkların da yönetime katılarak kendi
sorunlarını dile getirdikleri gibi çözümlerini de üreteceklerini, dolayısıyla
Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’ne müdahale etmeyeceklerini
düşünüyorlardı. Sonuçta 1876 'da I.Meşrutiyet ilan edildi.
Böylece Türk tarihinde ilk defa millet
temsilcilerinden oluşan Meclis-i Mebusan seçimleri
yapıldı. İlk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi kabul edildi. İlk defa halkın
yönetime katıldığı anayasal düzene geçildi.
Kanun-i Esasi, Belçika anayasasından özetlenmiştir.
Sebebi: Genç Osmanlılara göre azınlıkların
ayaklanmalarını önlemek için meşrutiyete geçilmesi gerekiyordu.
*I.Meşrutiyet Meclisi ikiye
ayrılmıştı:
1-Meclis-i Mebusan
2-Meclis-i Ayan
*Meclis açma kapama yetkisi
padişaha, yasama yetkisi Ayan Meclisi ile Mebusan
Meclisi’ne, Yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu’na aitti.
*Ayan Meclisi’ni padişah seçiyor. Seçim 4 yılda bir
yapılıyor. Angarya kalkıyor. Mesken dokunulmazlığı ve kişi hürriyeti geliyor.
Önemi
:
1-Osmanlı Devleti’nde ilk kez rejim değişikliği
olmuştur.
2-Osmanlı Devleti’nde ilk kez anayasal düzen
kurulmuştur.
3-Osmanlı halkı ilk kez yönetime katılma, seçme
ve seçilme haklarına sahip olmuştur (Erkekler).
4-Tüm azınlıklara parlamentoya katılma hakkı
tanındığı için dünyanın en geniş demokrasi deneyimlerinden birisidir.
1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşı’nı ( 93 Harbi ) bahane
eden II.Abdülhamit, Meclis-i Mebusan'ı kapatarak,
anayasayı yürürlükten kaldırdı.Ülkeyi istibdat ( baskı ) uygulayarak yönetmeye
başladı. Aydınlar bu durum üzerine Meşrutiyet'in yeniden yürürlüğe girmesi
amacıyla gizlice mücadele etmeye başladılar. Bu mücadelede merkezi Makedonya'da
Selanik bulunan " İttihat ve Terakki Partisi " en etkili olan
kuruluştur. Bu dönemde M.Kemal de Suriye'de "
Vatan ve Hürriyet " adlı bir cemiyet kurduysa da bu cemiyetin Suriye'de
etkili olamaması nedeniyle bu cemiyet İttihat ve Terakki Cemiyeti’yle
birleşmiştir.
II.
MEŞRUTİYET( 24 TEMMUZ 1908)
Amacı: I.Meşrutiyet’te olduğu gibi azınlıklara seçme ve seçilme
hakkı vererek devletin dağılmasını önlemek.
1908 yılında İngiltere ve Rusya'nın Reval'de görüşmeleri, bu görüşmelerde İngiltere'nin
Rusya'yı Osmanlı Devleti’ne karşı izlediği politikada serbest bırakması üzerine
mücadele hızlanmış Makedonya'da Resneli Niyazi adlı
subayın isyan etmesiyle II.Abdülhamit Meşrutiyet’i ikinci defa ilan etmek
zorunda kalmıştır ( 24 Temmuz 1908 ).
II.Meşrutiyet'le birlikte İttihat ve Terakki
Partisi’nin karşısına " Ahrar " partisi
kurulmuştu. Parti Meşrutiyet rejimine karşı tavır izlemekteydi. Sonuçta
İstanbul'da 31 Mart Olayı ( 13 Nisan 1909 ) dediğimiz ayaklanma çıktı.
31 Mart Ayaklanması Osmanlı Devleti’nde rejime karşı
çıkan ilk ayaklanmadır.
Bu ayaklanmayı merkezi Selanik’te bulunan
"Hareket ordusu" bastırdı. Ordunun komutanı Mahut Şevket Paşa,
Kolağası ( Kurmay başkanı) M.Kemal’di.
31 Mart Olayı sonunda:
1-Hareket ordusu isyanı bastırdı, İstanbul'da
düzen yeniden sağlandı.
2-II.Abdülhamit ayaklanmayı bastırmadığı; hatta
ayaklanmada rolü olduğu gerekçesiyle tahttan indirilerek yerine V.Mehmet Reşad tahta geçirildi.
3-Anayasa'da
bazı demokratik değişiklikler yapılarak, padişahın yetkileri sınırlandırıldı.
Osmanlı Devleti’nin iç karışıklıklarından
yararlanan Avusturya Bosna-Hersek'i kendi sınırları
içine aldı.
Bulgar Beyliği 1908’de bağımsızlığını ilan etti.
Girit'te ayaklanma
çıktı.
Önemi: II. Meşrutiyet'te Türk siyasi hayatında ilk kez partili
döneme geçilmiştir (İttihat ve Terakki Fırkası).
17 Aralık 1908’de açılan
ikinci mecliste İttihat ve Terakki Partisi 1918 yılına kadar tek parti olarak hükumeti yönetti.
I.Dünya Savaşı’nın yaşandığı
dönemde halk desteğini kaybeden İttihat ve Terakki Partisi 21 Aralık 1918’de
yapmış olduğu son kongresinde kendi kendini feshettiğini ve Teceddüd
Fırkası’na dönüştüğünü açıkladı ve II.Meşrutiyet dönemi kapanmış oldu.
I.Dünya Savaşı'nda müttefikleri yenilgiyi kabul
edip savaştan çekilince yenilmiş sayıldı... İtilaf devletleri donanmaları 30
Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak 16 Mart 1920’de
İstanbul'a girdiler. Son Osmanlı Meclisi de bu işgal sırasında kapatıldı.
TRABLUSGARP (İTALYA SAVAŞI) ( 1911)
Sebebi: Siyasi birliğini geç sağlayan İtalya’nın hammadde ve pazar
arayışıyla sömürge elde etme istemesi.
Gelişmesi: 1-Donanma yeterli olmadığından Osmanlılar denizden kuvvet
gönderemedi. 2-Mısır İngiliz işgalinde olduğu için Trablusgarp’a
karadan da yardım gönderilememiştir.
*Trablusgarp’ın
savunması yerli halkı teşkilatlandıran Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından
yapılmıştır.
Sonucu: 1- I.Balkan Savaşı’nın çıkmasıyla Trablusgrap’daki
subaylar geri dönmüş; Trablusgrap savunmasız
kalmıştır. Uşi Antlaşması imza edilmiştir.
UŞİ
ANTLAŞMASI
1912’de imzalanan Uşi Antlaşması’na göre;
On iki ada geçici olarak, Trablusgrap
kesin olarak İtalyanlara bırakılmıştır. (İtalyanlar On iki Ada’yı
boşaltmadılar, 1945’de Yunanistan’a bıraktılar. )
Önemi: Uşi Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Kuzey Afrika‘daki son toprağını da kaybetmiştir.
BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913)
I.BALKAN SAVAŞI
SEBEPLERİ:
1) Fransız İhtilali sonucu yayılan milliyetçilik akımı
2) Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası
SAVAŞIN BAŞLAMASI: Rusya'nın temel amacı sıcak denizlere inmekti. Bu amaçla;
Rusya Balkanlar’da Panslavizm politikasını takip etti. Sırbistan, Bulgaristan,
Karadağ ve Yunanistan'ın aralarında bir bağlaşma yapmasını sağladı.
Balkan Devletleri, Osmanlı
Devleti'nin Makedonya'da yenilik yapmaması gerekçesiyle savaşı başlattılar. İlk
saldıran ülke Karadağ'dı.
SONUÇLARI: Osmanlı Devleti savaşı kaybetmiştir. Çünkü:
1-Askerlerinin bir bölümünün
terhis edilmişti,
2-Ordu komutanları arasında oluşan siyasi görüş
ayrılıkları vardı.
** Edirne ve Kırklareli kaybedilmiştir.
**Arnavutluk bağımsızlığını
kazanmıştır. (Balkanlarda bağımsızlığını kazanan son devlettir. )
Büyük Devletlerin araya
girmesiyle yeni Balkan haritasını belirlemek amacıyla LONDRA KONFERANSI
toplanmıştır. (Aralık 1912 ) Alınan kararlara göre;
Midye - Enez hattının Batısı,
Balkan devletlerine bırakıldı. Ege Adaları, Yunanistan'a bırakıldı.
NOT: Enver Paşa
“Babıali Baskını” denilen bir hükümet darbesi yaptı.
II. BALKAN SAVAŞI
SEBEBİ: I. Balkan
Savaşı’ndan sonra Balkan devletleri arasında yapılan paylaşımda en büyük payı
Bulgaristan'ın alması üzerine Balkan devletleri aralarında savaş başladı.
SAVAŞA KATILAN DEVLETLER: Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Romanya’dır
(Romanya; Bulgaristan'dan pay almak için katılmıştır. ).
Bu durumdan yararlanan Osmanlı
Devleti Midye - Enez hattını aşarak Kırklareli ve Edirne'yi geri aldı.
SONUÇLARI:
1-Bulgaristan yenildi ve toprak kaybetti.
2-Osmanlı Devleti, Kırklareli ve Edirne'yi geri aldı.
3-Osmanlı Devleti ile Bulgaristan İstanbul Antlaşması’nı
yaptı (1913).
4-Osmanlı Devleti ile Yunanistan
Atina Antlaşması’nı yaptı (1913).
5-Balkan devletleri Bulgaristan
ile Bükreş Antlaşması’nı yaptı (1913).
*Osmanlı Devleti Balkan
savaşlarından sonra; Arnavutluk’u, Makedonya'yı, Batı Trakya'yı, Ege
Denizindeki Adaları bırakmak zorunda kaldı.
Türklerin Avrupa kıtasındaki
varlığı Doğu Trakya ile sınırlı kaldı.
Bu olaylardan sonra İttihat ve Terakki Partisi orduda
yenilikler yaptı. Almanya'dan getirilen subaylarla Osmanlı - Alman yakınlaşması
biraz daha artmıştır.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
Savaş
başlamadan önce:
İTİLAF DEVLETLERİ: İngiltere, Fransa, Rusya
İTTİFAK DEVLETLERİ: Almanya, Avusturya-Macaristan İmp.,
İtalya
Savaş başladıktan sonra:
İTİLAF DEVLETLERİ: İngiltere, Fransa, Rusya Sırbistan, İtalya, Yunanistan
Romanya, Japonya, Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri
İTTİFAK DEVLETLERİ: Almanya, Avusturya-Macaristan İmp.,
Osmanlı Devleti, Bulgaristan
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SEBEBLERİ
1-Ülkeler arasında görülen sömürge elde etme yarışı
2-Fransa'nın 19. yüzyılda Almanya'ya yenilmesi ve kaybettiği Alsas Loren'i
geri almak istemesi
3-İngiltere'nin Rusya'yı Balkanlar’da serbest bırakması;
Avusturya Macaristan'ın çıkarlarının zedelenmesi
4-Ülkelerin birbirlerine karşı silahlanmaları
5-Almanya'nın İngiliz sömürgelerini tehdit etmesi
6-Avusturya Macaristan
veliahtının Sırplar tarafından öldürülmesi
I.Dünya Savaşı’nın en önemli sebebi:
İngiltere ile Almanya arasındaki ekonomik rekabettir.
SAVAŞIN ÇIKIŞI
1914 yılının 28 Haziranında Saraybosna'yı ziyaret eden Avusturya - Macaristan veliahdı François ( Fransuva ) Ferdinand'ın bir Sırplı tarafından öldürülmesi I. Dünya
Savaşı’nı başlatan olay oldu.
Avusturya - Macaristan
İmparatorluğu katillerin Sırbistan'a sığındığını ileri sürerek bu devlete 28
Temmuz 1914'de savaş ilan etti. Rusya Sırbistan'ın yanında yer aldı. Fransa,
Rusya'yı destekledi. Bunun üzerine Almanya ve Rusya'ya savaş ilan etti. Daha
sonra İngiltere, imzalamış olduğu anlaşma gereğince Fransa ve Rusya'nın yanında
savaşa katıldı. Japonya, Asya'daki hakimiyet alanını genişletmek için,
Almanya'nın sömürgelerine saldırdı. Savaşın sömürgelere sıçraması savaş alanını
genişletti.
Savaş başladıktan sonra İtalya bir süre tarafsız kaldı.
Daha sonra kendisine verilmesi için söz verilen ve Güney Anadolu kıyılarına
yerleşmek ümidiyle taraf değiştirdi. Savaş devam ederken değişik zamanlarda
Romanya, Yunanistan, Brezilya, Portekiz ve ABD İtilaf devletleri yanında savaşa
girdiler.
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SAVAŞA
GİRMESİ
Osmanlı İmparatorluğu savaş başladığı zaman tarafsızlığını
ilan etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmemesi İtilaf devletlerinin
işine geliyordu.
*Almanya ise, Osmanlı
İmparatorluğu’nun savaşa girmesiyle yeni bir cephe açılacak, böylece İngiliz ve
Rus birliklerinin Osmanlı cephesine kaydırılmasıyla yükü hafifleyecekti.
Bununla beraber Almanya;
*Boğazların, İtilaf devletlerine
kapatılacağı için Ortadoğu'da egemenliği İngilizlere kaptırmayacağını
düşünüyordu.
Osmanlı Devleti ise:
Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın ve
yetkililerin savaşı Almanya'nın kazanacağına inanmaları, kaybedilen toprakların
geri alınacağının düşünülmesi, İngiltere’nin Balkan savaşlarında Osmanlı
Devleti’nin karşısında yer alması ve Rusya'nın yayılmacılığına göz yumması
sebebiyle Almanya'ya yaklaştı.
*İtilaf
güçlerinden kaçan Breslav, (Midilli) ve
Goben (Yavuz) isimli Alman gemileriyle Osmanlı
himayesine alındı. Bu gemiler Rus limanlarını
bombalandı. Rusya'ya savaş ilan edildi.
CEPHELER
1-KAFKAS CEPHESİ
Enver Paşa’nın yönetiminde
Osmanlı ordusunun Rusya'ya karşı açtığı taarruz cephesidir.
Sarıkamış'ta soğuk hava şartları
sebebiyle doksan bin asker şehit verilmiştir.
Ruslar Erzurum, Muş, Bitlis,
Trabzon ve Erzincan'ı ele geçirmişlerdir. 1917'de Rusya'da Bolşevik İhtilali
çıkınca Rusya savaştan çekildi.
Sovyet Rusya ile imzalanan Brest- Litovsk Antlaşması ile
Kafkas Cephesi kapandı (3- Mart –1918). Bu antlaşmada Almanya da yer aldı. Bu
antlaşmaya göre:
Sovyet Rusya daha önce 1878
Berlin Antlaşması ile aldığı Kars, Ardahan, ve Batum'u
Osmanlı Devleti’ne geri vermiştir.
* Almanya'nın doğusundaki cephe
kapanmıştır.
NOT: Osmanlı Devleti’nin Sovyet Rusya ile imzaladığı ilk ve tek
antlaşmadır.
( İhtilalden sonra kurulan
rejimle )
*Çanakkale savaşlarından sonra XVI. Kolordu komutanlığına
atanan Mustafa Kemal Paşa Ruslar’ı yenmiş, Bitlis ve
Muş'u kurtarmıştır (1916).
2-ÇANAKKALE CEPHESİ
İtilaf devletlerince açılan bir
cephedir.
Sebepleri:
1-Ekonomik durumu bozuk olan Rusya'ya yardım etmek
2-Boğazları ve İstanbul'u alarak
Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak.
Gelişmesi ve sonuçları: Çanakkale Boğazı’na yapılan saldırı 18-Mart- 1915'de
püskürtüldü. Daha sonra Anafartalar, Conkbayırı ve Arıburnu
muharebeleri kazanıldı.
Böylece Gelibolu yarımadasının
düşman eline geçmesi önlendi.
Sonuçları:
1-Mustafa Kemal’in Çanakkale Zaferi’ndeki komutanlığı onun
askeri dehasını ispatlamıştır.
2-Birinci Dünya Savaşı’nın süresi uzamıştır.
3-Rusya çökmüş ve
savaştan çekilmiştir.
3-GÜNEY CEPHESİ
Bu cephede Kanal, Suriye, Irak,
Filistin cephelerinde mücadele edilmişti. Özellikle “Kanal Cephesinin”
açılması:
*İngiltere'ye sömürgelerinden gelecek yardımları önlemek ve
Süveyş Kanalı’nı ele geçirerek İngiltere'yi Mısır’dan çıkarmak amacına
yöneliktir.
4-BATI CEPHESİ
Bu cephede Osmanlı birlikleri Galiçya,
Romanya ve Makedonya 'da savaştılar. Müttefiklerine yardım ettiler.
SAVAŞIN BİTİŞİ VE ANTLAŞMALAR
Savaştan çekilen ilk devlet Sovyet Rusya’dır. Bir süre
sonra ABD Wilson İlkelerini yayınlayarak savaşa girdi. Bulgaristan ateşkes
isteyerek savaştan çekildi. Daha sonra ise Almanya, Avusturya - Macaristan
İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu savaştan çekildiler.
I.DÜNYA
SAVASI’NIN SONUNDA İTİLAF DEVLETLERİ İLE
Bulgaristan, Nöyyi
27 Kasım 1919
Almanya, Versay
28 Haziran 1919
Avusturya Sen Jermen,
10 Eylül 1919
Macaristan, Triyanon
4 Haziran 1920
Osmanlı İmparatorluğu ile Mondros
Ateşkes (30 Ekim 1918 ) ve Sevr (10 Ağustos 1920) antlaşmalarını imzaladılar.
İtilaf
devletleri, Bulgaristan’la Selanik, Osmanlı Devleti’yle Mondros,
Avusturya-Macaristan’la Villa Giusti ve Almanya’yla Rethondes mütarekelerini
imzalamışlardır.
I.DÜNYA
SAVAŞI’NIN SONUÇLARI
*İttifak Devletleri yenildiler
*Avusturya Macaristan
İmparatorluğu parçalandı.
*Avusturya, Macaristan, Polonya,
Yugoslavya, Çekoslovakya devletleri kuruldu.
*Osmanlı Devleti’nden Ürdün,
Arabistan, Irak, Suriye devletleri koparak bağımsız oldu.
*Ülkelerarası barışın sağlanması
için “Milletler Cemiyeti” kuruldu.
*Sömürgecilik nitelik değiştirip
mandacılık yayıldı.
*Çok milletli imparatorluklar
yıkıldı.
*Yeni rejimler uygulamaya
konulmuş, “Cumhuriyet Rejimi” yaygınlaşmıştır.
*Türklerin toprakları işgal edilmiş, Türk Milleti Kurtuluş
Savaşı’nı başlatmış ve yeni bir devlet kurmuştur.
MONDROS
ATEŞKES ANTLAŞMASI (MONDROS MÜTAREKENAMESİ)
(30
EKİM 1918)
Madde 1-Karadeniz’e geçiş için Çanakkale ve Karadeniz
boğazlarının açılması ve Karadeniz’e geçişin temini, Çanakkale ve Karadeniz
istihkamlarının müttefikler tarafından işgali.
Madde 2-Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile
torpido ve kovan mevzileri ve sair engel olacak yerler gösterilecek ve bunları
taramak veya kaldırmak için istenildiğinde yardım edilecektir.
Madde 3-Karadeniz’de mevcut torpil yerleri hakkındaki mevcut
bilgiler verilecektir.
Madde 4-İtilaf hükumetlerine mensup savaş esirleri ile
Ermeni esirleri ve mevkufları İstanbul’da toplanacak ve kayıtsız ve şartsız
İtilaf hükumetlerine teslim olunacaktır.
Madde 5-Hudutların muhafazası ve iç düzenin sağlaması için
lüzum görülecek askeri kuvvetlerden fazlasının derhal terhisi ( iş bu askeri
kuvvetlerin miktarı ve vaziyetleri İtilaf hükumetleri tarafından Devlet-i
aliyye ile müzakere edildikten sonra kararlaştırılacaktır.)
Madde 6-Osmanlı karasularında emniyet ve buna benzer
hususlar için kullanılacak küçük gemiler müstesna olmak üzere Osmanlı sularında
veya Devlet-i aliyye tarafından işgal edilen sularda bulunan bütün savaş
gemileri teslim olunup gösterilecek Osmanlı liman veya limanlarında mevkuf
bulundurulacaktır.
Madde 7-Müttefikler emniyetlerini tehdit edecek vaziyet
zuhurunda herhangi strateji noktasını işgal hakkına sahip olacaklardır. (Bu
madde ile İtilaf devletleri karışıklık çıkararak istedikleri bölgeleri işgal
edebileceklerdi.)
Madde 8-Bu gün Osmanlı işgali altında bulunan bütün liman ve
demir mahallerinden, İtilaf gemileri tarafından istifade edilmesi ve İtilaf
devletleriyle savaş halinde bulunanlara karşı kapalı bulundurulması. Osmanlı
gemileri de ticaret ve ordusunun terhisi hususlarında buna benzer şartlardan
istifade edeceklerdir.
Madde 9-İtilaf devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki
bütün gemi tamir vasıtalarını kullanacaklardır.
Madde 10-Toros tünellerinin müttefikler tarafından işgali
Madde 11-İran’ın kuzey-batı kısmındaki Osmanlı kuvvetlerinin
derhal savaştan evvelki hudut gerisine çekilmesi hususunda evvelce verilen emir
uygulanacaktır.
Mavera-yı Kafkas’ın evvelce Osmanlı kuvvetleri tarafından
kısmen tahliyesi emredildiğinden geri kalan kısmı, müttefikler tarafından
mahalli vaziyet tetkik edilerek istenirse boşaltılacaktır.
Madde 12-Hükumet yazışmaları müstesna olmak üzere telsiz,
telgraf ve kabloların İtilaf memurları tarafından denetlenmesi
Madde 13-Denizciliğe ait, askeri ve ticari mal ve malzemenin
tahrip olunmasının önlenmesi
Madde 14-Memleketin ihtiyacı karşılandıktan sonra geri kalan
kömür, akaryakıt ve deniz levazımının, Türkiye kaynaklarından satın alınması
için kolaylık gösterilmesi ( Sayılan maddelerin hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
Madde 15-Bütün demiryollarına İtilaf denetleme subayları
memur edilecektir. Bunlar meyanında halen Osmanlı hükumetinin denetlemesi
altında bulunan Mavera-yı Kafkas, serbest ve tam olarak İtilaf memurlarının
idaresi altına verilecektir. Ahalinin ihtiyacının karşılanması dikkate
alınacaktır. İş bu maddeye Batum’un işgali dahildir. Osmanlı hükumeti Bakü’nün
işgaline itirazda bulunmayacaktır.
Madde 16-Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’ta bulunan
muhafız kıtaları en yakın İtilaf kumandanına teslim olunacaktır ve Kilikya’daki
kuvvetlerin intizamı muhafaza için gerekli miktarından fazlası beşinci
maddedeki şartlara uyularak, kararlaştırıldığı üzere geri çekilecektir.
Madde 17-Trablus’ta ve Bingazi’de bulunan Osmanlı subayları
en yakın İtalyan muhafaza kıtalarına teslim olacaktır. Osmanlı hükumeti, teslim
emrine itaat etmedikleri takdirde haberleşmeyi ve yardımını kesmeyi taahhüt
eyler.
Madde 18-Mısarata da dahil olduğu halde Trablus ve Bingazi’de
işgal edilen limanların en yakın İtalyan muhafaza kıtalarına teslimi.
Madde 19-Alman, Avusturya, deniz, kara ve sivil memurlarının
ve tebasının bir ay zarfında ve uzak yerlerde bulunanların bir aydan sonra
mümkün olan en kısa sürede Osmanlı memleketlerini terk etmeleri.
Madde 20-Beşinci madde gereğince terhis edilecek Osmanlı
kuvvetlerine ait techizat, silahlar, cephane ve nakil vasıtalarının kullanılma
şekline dair verilecek talimat uyulacaktır.
Madde 21-İtilaf devletlerinin çıkarlarını korumak için iaşe
nezaretinde İtilaf mümessilleri bulundurulacak ve kendilerine bu babda gerekli
görülecek bütün bilgiler verilecektir.
Madde 22- Osmanlı savaş esirleri İtilaf devletleri nezdinde,
muhafaza edilecektir. Sivil savaş esirleri ile askerlik yaşları dışında olanların
tahliyesi nazar-ı dikkate alınacaktır.
Madde 23-Osmanlı hükumeti, merkezi hükumetlerle bütün
münasebetlerini kesecektir.
Madde 24-Vilayat-ı sittede (Erzurum, Van, Bitlis,
Diyarbakır, Elazığ ve Sivas) karışıklık çıkması halinde adı geçen vilayetlerin
herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf devletleri muhafaza ederler.
Madde 25-Müttefiklerle Osmanlı hükumeti arasında savaşlar
1918 senesi Ekiminin otuz birinci günü vasati mahalli saat ile vakti zuhurda
tatil edilecektir.
Mondros Ateşkesi İngiltere krallığı hükumeti Limni’de
Mondros Limanı’nda demirli olan İngiliz Agamemnon zırhlısında 1918 yılı
Ekiminin otuzuncu günü iki nüsha olarak imza edilmiştir.
|
|
|
OSMANLI DEVLETİ’NİN PAYLAŞILMA TASARILARI
|
|
1-ORTADOĞU'NUN
PAYLAŞILMASI:
SYKES-PICOT ANLAŞMASI (16.05.1916 )
2-a)ANADOLU'NUN
PAYLAŞILMASI:
ST.JEAN DE MAURIENNE ANLAŞMASI(21.09.1917)
b)MONDROS ANTLAŞMASI
ORTADOĞU'NUN
PAYLAŞILMASI:
(SYKES-PICOT ANLAŞMASI) (16.05.1916 ) (SAYKIZ PİKIT)
Birinci
Dünya Savaşı başlarında, İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'nu içerden vurmak
için, bütün Arap dünyasını ayaklanmaya teşvik etmek üzere Mekke Şerif Hüseyin
ile temasa geçmişti. Şerif Hüseyin, bu ihanetinin bedeli olarak İngiltere'den
Hicaz'ın bağımsızlığını istemiş, buna ek olarak ayrıca hilafetin de Osmanlı
padişahından alınıp, kendisine verilmesini şart koşmuştu. Bu aşırı istekler
karşısında İngiltere geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu kez Şerif Hüseyin,
Osmanlı Devleti’nin içine düşmüş bulunduğu zor durumdan yararlanmak için,
Hicaz emirliğinin babadan oğula geçmek üzere kendisine verilmesini istemiş,
bu isteği Babıali tarafından reddedilmişti.
Savaş şiddetlenmeye başlayınca İngiltere yeniden Şerif Hüseyin'e
döndü, Hüseyin'de ihanetinin bedelini arttırarak, bütün Arap yarımadası ile
Suriye ve Irak'ı içine alacak bağımsız bir devlet kurulmasını ve başına da
kendisinin geçirilmesini istedi. Uzun mütarekelerden sonra, İngiltere bu
isteği (Lübnan hariç olmak üzere) kabul etti.
İngiltere, bu girişimlerinden müttefiki olan Fransa'yı çok geç haberdar etti.
Ortadoğu'nun paylaşımının bir anlaşma üzerinde kesin çizgilerle belirlenmesi
konusunda Fransa ısrarcı olmaya başlayınca taraflar arasında görüşmeler
başladı. Araplardan habersiz olarak gizlice sürdürülen bu müzakerelere
İngiltere adına Sir Mark Sykes, Fransa adına ise George Picot katıldığı için,
16 Mayıs 1916 tarihinde imzalanan bu anlaşma, tarihe SYKES-PICOT ANLAŞMASI
olarak kaydedildi.
Bu anlaşmayla İngiltere Mekke Şerifi Hüseyin'i atlatıyor, ona
verileceğine söz verdiği bölgeler üzerinde şimdi Fransa ile birlikte nüfuz bölgeleri
kuruyordu.
Anlaşmaya göre; Suriye'nin Akka'dan itibaren kuzeye doğru bütün kıyı
bölgesi, Adana ve Mersin Fransa'nın olacaktı. Bağdat bölgesinde bir Arap
Devleti kurulacaktı. Ayrıca İskenderun serbest liman, Filistin de
milletlerarası bölge oluyordu.
Bu gizli anlaşmayla, böylece İngiltere, Şerif Hüseyin'e büyük bir
oyun oynamış oluyordu. Şerif Hüseyin ise 1916 Haziran'ında resmen Osmanlı
Devleti'ne savaş ilan etti ve Ekim ayında da kendisini Arabistan Kralı ilan
etti. İngiltere bunu derhal tanıdı.
Böylece aynı zamanda bir İslam halifesi olan Osmanlı padişahı Sultan
Reşat'ın cihad çağrısı hiçbir işe yaramadı.
ST. JEAN DE MAURIENNE ANLAŞMASI VE
ANADOLU'NU PAYLAŞILMASI
(21 NİSAN 1917) (SEN JAN DÖ MORİEN)
İngiltere ve Fransa Ortadoğu'yu kendi aralarında paylaşırlarken,
İtalya'yı hep devre dışında bırakmışlardı. İtalya bu duruma bozuluyor,
gelişmelerden kendisinin de haberdar edilmesini istiyordu. Ayrıca Anadolu'nun
paylaşımında da Antalya, Mersin ve İzmir'i mutlaka istiyordu. Zaten savaşa
İngiltere'nin yanından girmesinin başlıca nedeni, İngiltere'nin İzmir ve
yöresini İtalya'ya söz vermesiydi. Oysa İngiltere aynı İzmir bölgesini
Yunanistan'a da söz vermişti ve İtalya'nın bundan haberi yoktu.
İtalya'nın Anadolu'dan pay alabilmesi için, öncelikle Osmanlı Devleti'nin
çökmesi gerekiyor, bunda da başlıca rol Rusya'dan bekleniyordu. Oysa Bolşevik
İhtilali ile Çarlık devrilip, Rusya savaş dışı kalınca İtalya endişeye düştü
ve isteklerini kapsayan konuda bir anlaşma yapılması konusunda İngiltere ve
Fransa üzerinde bir baskı kurdu ve sonunda bu üç devlet arasında 21 Nisan
1917'de St. Jean de Maurienne Anlaşması yapıldı.
Buna göre: İtalya
1916'da İngiltere-Fransa-Rusya arasında yapılan anlaşmaları kabul ediyor,
buna karşılık Mersin hariç, Antalya, Konya, Aydın ve İzmir Bölgeleri
İtalya'ya veriliyordu.
Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Rusya'nın onayına bağlanmıştı. Rus İhtilali
üzerine, yönetimdeki geçici hükümet bunu onaylamadığı için, bu antlaşma
geçersiz sayıldı ve bu nedenle de İzmir bölgesi konusunda İngiltere İtalya'yı
değil Yunanistan'ı destekledi. İzmir' Yunanlıların çıkışı bundandır.
|
WİLSON İLKELERİ
1918 yılının başında, tüm
uluslarda savaşa karşı bıkkınlık ve barış özlemleri açıkça görülüyordu.
Milyonlarca insan ölmüş, açlık ve sefalet tüm Avrupa'yı etkilemişti.
1. Dünya Savaşı'nda ise hangi tarafın kazandığı kesin belli olmamakla beraber,
savaş uzadıkça İtilaf devletlerinin kazanacağı görülüyordu. 1917 yılında
Almanya ve Avusturya'nın barış girişimleri ile İtilaf devletlerinin barış
koşullarını ağırlaştırmak istemeleri yüzünden başarılamamıştı. İşte bu ortam
içerisinde Başkan Wilson, barışın esaslarını saptayan "14 Nokta" sını
açıkladı.
Daha sonra eklenenlerle birlikte 27'ye ulaşan bu noktalar, 11 Şubat'ta
Wilson'un bir konuşmasında, devletlerin yeni topraklar kazanamayacakları, savaş
tazminatı alınamayacağını açıklanmasıyla özet olarak şu esasları belirliyordu:
* Barış antlaşmaları açık olacak.
* Karasuları dışında, savaş ve barışta denizlerde mutlak serbesti bulunacak.
* Uluslararası bütün ekonomik engeller kaldırılacak ve eşitlik sağlanacak.
* Ülkelerin silahlanmayı bırakıp, yalnızca iç güvenlikleri seviyesine
indirilmesi için karşılıklı garanti verilecek.
* Sömürgeler üzerindeki isteklerin serbestçe ve tam yansızlıkla
incelenerek, bu bölgeler halkının çıkarların göz önünde tutularak sonuca
bağlanması sağlanacak.
* İşgal edilmiş Rus toprakları boşaltılacak ve Rusya'ya kendi gelişmesini
sağlaması için her tür imkan verilecek.
* Belçika'nın egemenlik haklarına dokunulmaksızın, boşaltılıp yeniden
kurulacak.
* İşgal edilen Fransız topraklarının boşaltılıp, Almanya'nın 1871 yılında
Alsas-Loren'i almakla yaptığı hatanın düzeltilmesi, yani bu toprakların tekrar
Fransa'ya geri verilmesi ve barışın garanti altına alınması sağlanacak.
* İtalyan sınırları ulusal esaslara göre düzeltilecek.
* Romanya, Sırbistan, Karadağ topraklarının boşaltılması- Sırbistan'a denizden
serbest bir kapı verilmesi, Balkan devletlerinin ilişkilerinin ulusallık
bakımından, tarihsel esaslara göre dostça düzenlenmesi, Balkan devletlerinin
siyasal ve ekonomik bağımsızlıkları ve sınırlarının dokunulmazlığı için
uluslararası garantiler verilmesi sağlanacak.
OSMANLILARLA İLGİLİ MADDELERİ
1- Osmanlı İmparatorluğu'nda, Türklerin oturdukları bölgelerin bağımsızlığının
sağlanması;
2-Türk egemenliği altında bulunan
diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsatın
sağlanması (Ermenistan ve Kürdistan’ın kurulması ile ilgili madde);
3-Boğazlar'ın
uluslararası garanti altında bütün devletlerin ticaret gemilerine açılması
sağlanacak.
* Denizden bir kapısı bulunan bağımsız bir Polonya kurulacak.
* Büyük ve küçük ulusların, siyasal bağımsızlıklarının ve toprak
bütünlüklerinin karşılıklı güvenliğinin garanti altına alınması amacı ile bir
millet teşkilatı kurulacak.
PARİS BARIŞ KONFERANSI
Konferans, 18 Ocak 1919’da toplandı.
*Konferansın amacı I.Dünya Savaşı sonrası genel durumun
görüşülmek istenmesidir. Gizli amacı ise Osmanlı Devleti’ni paylaşmaktır.
*Konferans sonunda Anadolu’nun İtalyanlar yerine Yunanlılara
bırakılması kararlaştırılmıştır.
*Konferansta ilk kez İtilaf devletleri arasında ilk
anlaşmazlık çıkmıştır (İngiltere ile İtalya arasında)
İZMİR’İN İŞGALİ (15 MAYIS 1919)
*Yunanlılar Paris Barış Konferansı
kararlarına dayanarak İzmir’i işgal etmişlerdir.
*Yunanlıların amacı Megola İdea’yı gerçekleştirmek yani büyük Bizans’ı yeniden
kurmaktır.
İşgalin sonuçları: 1-Osmanlı
Devleti’nin işgallere tepki göstermediği görülmüştür.
2-Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurulmuştur.
3-Ulusal cemiyetler ve milli direniş örgütlerinin
sayısı artmıştır.
4-İşgale
karşı protesto mitingleri düzenlenmiştir.
AMİRAL BRİSTOL RAPORU
*Avrupa kamuoyunun tepkisi
üzerine ABD başkanlığında bir heyet Anadolu’ya gelerek Yunan işgalinin
haksızlığını belgelemiştir. Belgede:1-Yunanlıların Türkleri katlettiği
belirtilmiştir.2- Kurtuluş Savaşı’nın haklılığını kanıtlayan ilk belgedir.
3-Türkleri uluslar arası alanda destekleyen ilk belgedir.
CEMİYETLER
1-ZARARLI
CEMİYETLER (MİLLİ MÜCADELE KARŞITI)
A) TÜRKLERİN KURDUKLARI
CEMİYETLER
B) AZINLIKLARIN KURDUKLARI
CEMİYETLER
2-YARARLI
CEMİYETLER (MİLLİ MÜCADELE YANLISI)
A)TÜRKLERİN
KURDUKLARI CEMİYETLER
1-SULH VE
SELAMET-İ OSMANİYE FIRKASI (Padişahçı- Vatanın kurtuluşunu padişaha bağlılıkta
buluyorlardı.)
2-TEALİ-İ İSLAM
CEMİYETİ (İslam birliğini kurtuluş olarak görüyorlardı.)
3-KÜRT TEALİ
CEMİYETİ ( Doğu Anadolu’da Kürt devleti kurmayı amaçlıyorlardı.)
4-İNGİLİZ
MUHİPLERİ CEMİYETİ ( Manda ve himaye- İngiliz mandasını kurtuluş olarak
görüyorlardı.)
5-WİLSON
PRENSİPLERİ CEMİYETİ ( Manda ve himaye- ABD mandasını kurtuluş olarak
görüyorlardı.)
B)AZINLIKLARIN
KURDUKLARI CEMİYETLER
1-TAŞNAK VE HINÇAK
ERMENİ KOMİTESİ ( Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurmayı amaçlıyordu.)
2-MAVRİ MİRA ( Bizans
İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı amaçlıyordu.)
3-RUM-PONTUS
CEMİYETİ ( Karadeniz’de Rum-Pontus devletini kurmayı amaçlıyordu.)
4-ETNİK-İ ETERYA ( Trakya
dahil büyük Yunan krallığını kurmayı amaçlıyordu.)
5-ALYANS-İSRAİLİT
VE MACABİ ( Filistin’de Yahudi devleti kurmayı amaçlıyordu.)
BU CEMİYETLERİN
ORTAK ÖZELLİĞİ:
1-İtilaf
devletleri ile işbirliği içinde olmuşlardır.
2-Bulundukları
bölgelerde devlet kurmayı amaçlamışlardır.
3-Nüfus
çoğunluğunu kanıtlamaya çalışmışlardır.
2- YARARLI
CEMİYETLER
A) ŞARK VİLAYETLERİ MÜDAFAA-İ
HUKUK CEMİYETİ ( Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurulmasını engellemeye
çalışmıştır.)
B) İZMİR MÜDAFAA-İ HUKUK
CEMİYETİ ( İzmir’in işgaline karşı çıkmıştır.)
C) TRABZON MÜDAFAA-İ HUKUK-I
MİLLİYE CEMİYETİ ( Trabzon’un işgalini önlemeye çalışmıştır.)
D) TRAKYA PAŞAELİ CEMİYETİ ( İlk
kurulan cemiyet- Mavri Mira ve Etnik-i Eterya’ya karşı kurulmuştur.)
E) KİLİKYALILAR CEMİYETİ ( Adana
ve Çukurova bölgesindeki Fransız ve Ermeni işgallerine karşı kurulmuştur.)
BU CEMİYETLERİN
ORTAK ÖZELLİKLERİ
1-Bölgesel
amaçlarla kurulmuşlardır.
2-Amaçların
azınlıkların çalışmalarını ve işgallerini engellemektir.
3-Milli
Mücadele’nin ilk siyasi örgütlenmeleridir. Kaynağı halktır.
4-M.
Kemal tarafından Sivas Kongresi’nde
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiye adı altında birleştirilmişlerdir.
ATATÜRK’ÜN HAYATI
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 1881 yılında Selanik’te doğdu.
Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde
Hanım’dır.
Küçük yaşta babası öldüğünden annesi tarafından büyütülmüştür. İlk
öğrenimini Selanik’te Şemsi Efendi Mektebi’nde tamamlamış, bir müddet Selanik
Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etmişse de ayrılarak Askeri Rüştiye’yi bitirmiştir.
Askeri Rüştiye’den sonra Manastır Askeri İdadisi’ni de başarı ile bitirerek
Harbiye’ye girmiştir. Harbiye öğreniminden sonra Harp Akademisi’nde okumuş ve
1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur.
Harp Akademisi’nden
mezuniyetini izleyen günlerde Suriye bölgesine, Şam’a gönderilmiştir. Mustafa
Kemal, burada da faaliyetlerine devam etmiş ve 1905 yılı Ekiminde, güvendiği
bazı arkadaşlarıyla beraber, gizlice Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni
kurmuştur. Bütün bölgeyi gezerek fikir ve mücadele arkadaşları aramış, Beyrut,
Yafa ve Kudüs’te de taraftarlar bularak teşkilatı genişletmiştir. Mustafa
Kemal, bu sıralarda Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni de içine almış bulunan
İttihat ve Terakki Cemiyeti mensubu olarak faaliyetlerde bulunmakta; memlekette
yapılacak birtakım yenilikler için zemin aramaktadır.
1908’de II. Meşrutiyet ilan edildiği zaman kolağası rütbesiyle
Selanik’te bulunan Mustafa Kemal, İstanbul’daki gelişmeleri yakından izlemiş;
fikir ve düşünceleriyle İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki söz sahibi
arkadaşlarını zaman zaman uyarmak istemiştir.
Meşrutiyet’e bir suikast olan 31 Mart 1909 isyanı üzerine, Hareket Ordusu’yla
beraber bu ordunun Kurmay Başkanı olarak görev yapmıştır. Bir ay kadar Hareket
Ordusu’yla beraber İstanbul’da kalan Mustafa Kemal, 31 Mart İsyanı’nın tamamen
bastırılmasından sonra tekrar Selanik’e dönmüştür.
Mustafa Kemal 1910 yılı Mayısında Arnavutluk’ta yapılan harekatta
Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın Kurmay Heyeti’nde vazife görmüş, 1910
yılı Eylülünde Picardie Manevraları’nı izleme
amacıyla Fransa’ya gönderilmiştir.
1911 Trablusgarp Harbi’nde binbaşı
olarak, Tobruk ve Derne
bölgelerinde komutanlık yaparak İtalyanlara karşı savaşmıştır. 1912 yılı
sonlarında Balkan Harbi başladığı zaman Gelibolu ve Bolayır’da
vazife almış; Bulgarlarla savaşarak Edirne’nin geri alınışını temin eden Bolayır Kolordusu’nun Kurmay Başkanlığı’nı yapmıştır.
Balkan Harbi’nden sonra Sofya, Belgrad, Çetine ataşemiliterliklerini idare etmek üzere Sofya’da oturmuş ve
bu sıralarda yarbaylığa terfi etmiştir.
I. Dünya Savaşı’nın başlamasından bir süre sonra 1915 yılı Ocak
ayında, Tekirdağ’da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığı’na getirilmiştir.
1915’de, İngiliz kuvvetlerinin Gelibolu yarımadasına taarruzları ve karadan
çıkarma gayretleri üzerine, Arıburnu ve Anafartalar bölgelerinde kahramanca savaşarak büyük başarı
kazandı ve albaylığa terfi etti. Conkbayırı
taarruzunda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri
döndüğünden, mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği
kahramanlık ve yüksek komuta yeteneği kendisine ülke içinde ve dışında büyük ün
sağladı.
1916 yılında Diyarbakır-Bitlis-Muş cephesinde 16. Kolordu Komutanı
olarak görevlendirilen Mustafa Kemal, Ruslara karşı savaşarak Bitlis ve Muş’u
kurtarmış ve bu cephede generalliğe terfi etmiştir. Daha sonra Hicaz bölgesine
tayin edilmiş, Şam’a giderek Sina cephesini teftiş etmişse de bu görevin
kaldırılmasıyla, karargahı Diyarbakır’da bulunan 2. Ordu’ya komutan olmuş; bu
vazifede de çok kalmayarak 1917 yılı Temmuzunda, Suriye’de kurulan Yıldırım
Orduları Grubu Komutanlığı’na bağlı 7. Ordu Komutanlığı’na atanmıştır. Fakat bu
cephenin umumi idaresi kendisine verilmiş olan Mareşal Falkenhayn
ile aralarında askeri görüşler bakımından anlaşmazlık çıktığından istifa etti;
tekrar Diyarbakır’da bulunan 2. Ordu Komutanlığı’na atandı ise de bu görevi
kabul etmeyerek izinle İstanbul’a geldi.
Bu sıralarda Veliaht Vahdettin’in maiyetinde Almanya seyahatine
iştirak etti; Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, devrin tanınmış
komutanlarıyla görüştü. İstanbul’a geldikten bir müddet sonra, böbrek
rahatsızlığı sebebiyle Viyana ve Karlsbad’a giderek
tedavi gördü. Dönüşünde, Mareşal Falkenhayn’ın yerine
Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na getirilmiş olan Mareşal Liman von Sanders’in emrinde bulunan 7.
Ordu’ya yeniden komutan oldu ve bu cephede İngilizlere karşı başarılı savunma
savaşları yaptı. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imza edildiği gün Yıldırım
Orduları Grubu Komutanlığı’na getirildi ise de artık yapacak bir şey
kalmamıştı. Bir müddet sonra, bu Grup Kumandanlığı’nın kaldırılması üzerine 13
Kasım 1918’de İstanbul’a geldi.
Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Ülkenin
birçok bölgeleri İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş, düşman donanması
İstanbul sularında demirlemişti. Padişah ve hükumet,
düşmanlara alet olmuş, aciz ve şaşkın bir vaziyette idi. Mustafa Kemal, bu
şartlar altında tek ve gerçek kurtuluşun Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele
bayrağını açmak olduğunu gördü. Bu sırada, kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak
amacıyla, Anadolu’da 9. Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal,
kendisine geniş salahiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul ederek deniz yoluyla 19
Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktı. İstanbul’dan ayrılışından bir gün önce, 15
Mayıs 1919’da İzmir de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu.
Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal, artık kutsal görevine başlamak
üzeredir. Komutan ve valilere 22.6.1919 tarihinde Amasya’dan yapılan bir
genelge ile “vatanın bütünlüğünün, milletin bağımsızlığının tehlikede olduğu,
İstanbul hükumetinin vazifesini yapamadığı”
belirtilmiş ve “Milli Mücadele’nin fiilen başladığı” onun imzasıyla ilan
edilmiştir. M.Kemal, “milletin bağımsızlığını yine
milletin azim ve kararının kurtaracağına” inandığından, her şeyden evvel, milli
kararlar alabilecek bir kongrenin acele toplanması lüzumu üzerinde durmuştur.
Bu faaliyetlerden son derece kuşkulanan ve Mustafa Kemal’in, müfettişlik
vazifesinin salahiyetlerini aştığını gören İstanbul Hükumeti,
İngilizlerin de baskısı üzerine kendisini geri çağırmış, sonunda da Padişah
iradesi ile vazifesine son vermişti. Padişahın ve İstanbul Hükümeti’nin bu
davranışı üzerine Mustafa Kemal de daha güvenli ve daha rahat çalışabilmek için
hem vazifesinden hem askerlikten istifa etmiş, Padişah ve İstanbul Hükumeti’yle ilgisini tamamen kesmiştir.
Bunu izleyen günlerde 23 Temmuz 1919’da Erzurum ve 4 Eylül 1919’da
Sivas Kongreleri toplanmış; bu kongrelerde Milli Mücadele’nin temel ilkeleri
belirlenmiştir. “Ya istiklal ya ölüm” Milli Mücadele’nin parolasıdır. Her iki
kongrede de güçlü kişiliğiyle milli birliği temin eden bir lider olarak
başkanlık yapan Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nden Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin açılışına kadar geçen devrede Heyet-i Temsiliye
Başkanı olarak milli teşkilatın kuvvetlenmesi yolunda yılmadan çalışmıştır. Bu
süre içinde Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye ile
temas temini ve anlaşma zemini arayan İstanbul Hükumeti,
temsilcileri aracılığıyla 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında, Amasya’da onunla
görüşmüş ve bir millet meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu görüşme
tarihimizde Amasya Görüşmeleri olarak bilinmektedir.
Mustafa Kemal, meclisin Anadolu’da toplanmasını istemesine karşın,
Meclis 12 Ocak 1920’de İstanbul’da toplandı. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin
esaslarını Misak-ı Milli halinde kabul ve ilan etti.
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından fiilen işgali üzerine,
Meclis artık faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı; bu sıralarda
milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmıştı. Mustafa
Kemal, İstanbul’un işgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına
talimat vererek Ankara’da toplanacak fevkalade salahiyete sahip bir meclise
yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Sonuçta 23 Nisan 1920’de, yurdun her bölgesinden gelen millet
temsilcileriyle Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal,
millet iradesini ve egemenliğini temsil eden bu Meclis’e ve onun hükumetine de başkan seçilerek, artık Türk bağımsızlık
mücadelesinin her bakımdan, askeri, siyasi ve sosyal lideri oldu.
Millet
Meclisi’nin açılmasına, milli bir hükumetin
kurulmasına karşın Padişah ve Hükumeti, 10 Ağustos
1920’de İtilaf Devletleriyle Sevr Antlaşması’nı imzalayarak dış düşmanlarımızla
birleşmiş ve Milli Mücadele’yi geniş ölçüde baltalamak yollarına sapmıştı.
Anadolu’daki milli kuvvetlere karşı halife ve padişah orduları kuruluyor, yer yer isyanlar çıkartılıyor, başta Mustafa Kemal olmak üzere
Milli Mücadele kahramanları, asi sayılarak idama mahkum edilmiş bulunuyordu.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve bu meclise bağlı Ankara Hükumeti’nin
kuruluşuyla, bütün bu iç ve dış güçlüklere karşın kısa zamanda düzenli ordu
oluşturularak, düşman kuvvetlerine karşı, çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanıldı.
Doğu cephesinde Ermeniler yenilgiye uğratılarak antlaşmaya zorlandı;
Gürcistan’a, sınır vilayetlerimiz boşalttırıldı. Güney’de Fransızlara karşı
savaşılarak güçlü savunma örnekleri verildi. Batı cephesinde I. ve II. İnönü
Muharebeleriyle Yunan taarruzları durduruldu. Bu dönemde, İtilaf Devletleri,
bir taraftan da Sovyet Rusya ile mücadele halinde idiler; 1917 yılında Rusya’da
meydana gelen bolşevik hareketinin kendi
memleketlerine yayılmasını önlemek için, her cephede Rus ordularıyla
savaşıyorlardı. Sovyet Rusya, böyle bir ortam içinde, Anadolu üzerinden gelecek
saldırıları önlemek bakımından Türkiye’deki Milli Mücadele’yi destekler bir
tutum gösteriyordu. Bu bakımdan Rusya ile -ideolojiler dışında- uygun bir
politika izlenerek 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması imzalandı.
Bir
ara, Sevr Antlaşması’nı gerçekleştirmek amacıyla Kütahya-Eskişehir yönünden
takviyeli kuvvetlerle taarruza geçen Yunanlılar, Temmuz 1921’de ordumuzu
Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmeye mecbur ettiler. Bu bunalımlı günlerde Meclis,
Mustafa Kemal Paşa’yı olağanüstü yetkilerle Başkomutanlığa getirdi. M.Kemal, kısa bir hazırlıktan sonra ordunun başına geçerek
22 gün 22 gece düşmanla çarpıştı ve 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi
adıyla anılan büyük zaferi kazandı. Bu zafer üzerine Meclis tarafından
kendisine Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verildi. Sakarya Zaferi’nin sonuçları
siyasi alanda da kendisini gösterdi. 13 Ekim 1921’de Kafkas Cumhuriyetleri ile
Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921’de Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.
Bir
seneye yaklaşan geniş ve düzenli bir hazırlıktan sonra, Atatürk yeniden ordunun
başına geçerek 26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz ve onu izleyen 30
Ağustos 1922’deki Başkomutan Meydan Muharebesi ile 200.000 kişilik Yunan
ordusunu dört taraftan sardı ve düşmanın büyük kısmını imha etti. 1 Eylül
1922’de “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” emrini verdi ve arta
kalanını batı yönünde izleyerek 9 Eylül’de İzmir’de denize döktü. Bu
muharebeler esnasında Yunan Başkomutan Vekili General Trikopis
ve bazı yüksek rütbeli düşman subayları esir alındılar.
Memleketi
düşman istilasından temizleyen bu büyük askeri zaferleri takiben, siyasi
faaliyetlere önem verildi. 11 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri’yle yapılan
Mudanya Ateşkes Antlaşması sonucu, Edirne’yi de içine almak üzere Doğu
Trakya’nın Yunanlılar tarafından boşaltılması kabul edildi; İstanbul ve
boğazlar, bazı kayıtlarla idaremize bırakıldı. 1 Kasım 1922’de saltanatla
hilafet birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. Bu tarihi karar üzerine
Vahdettin, bir İngiliz harp gemisiyle yurt dışına kaçtı. Uzun ve çetin
görüşmelerden sonra 24 Temmuz 1923’de İsmet Paşa tarafından imzalanan Lozan
Antlaşması’yla yeni Türkiye Devleti’nin bağımsızlığı, bütün dünya devletleri
tarafından kabul edildi, milli sınırlar belirlendi; ekonomik alanda Osmanlılar
döneminden kalma eski pürüzler temizlenerek kapitülasyonlar kaldırıldı. 13 Ekim
1923’te Ankara devlet merkezi oldu. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilerek
Gazi Mustafa Kemal, devletimizin ilk cumhurbaşkanı seçildi. 3 Mart 1924’te
artık hiçbir gereği kalmayan, aksine zararlı bir kuruluş durumunu almış bulunan
halifelik de kaldırıldı ve son halifeyle beraber Osmanlı hanedanı yurt dışına
çıkarıldı.
Artık
devletin çağdaş bir biçim alması ve milletin çağdaş uygarlık düzeyine en kısa
zamanda erişebilmesi yolunda büyük inkılaplar birbirini izlemeye başladı. Bu
süre içinde şapka ve kıyafet inkılapları yapıldı. Tekkeler, zaviyeler, türbeler
kapatıldı; türbedarlıklar kaldırıldı. Laik devlet ilkesi kabul edilerek din ve
devlet işleri, kesin olarak birbirinden ayrıldı. Hukuk alanında, şeriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medeni
Kanunu’yla beraber birçok çağdaş yeni kanunlar kabul edildi. İlim ve kültür
işlerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurularak
Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalışmalar yapıldı. Öğretim birliği
gerçekleştirildi; medreseler kapatılarak çağdaş kültürü benimseyen cumhuriyet
okulları açıldı. Eğitim ve öğretimde laik ve milli bir yol izlendi. Atatürk’ün
en büyük eserlerinden biri olan harf inkılabı meydana geldi; Arap harfleri
bırakılarak Latin harfleri temeline dayanan Türk alfabesi yapıldı. Üniversite
reformu gerçekleştirildi; çeşitli yeni fakülteler açıldı. Uluslararası takvim,
saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda çağdaş atılımlar yapılarak Türk
kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ekonomik etkinliklere önem verildi.
1923 yılında Türkiye’de ilk defa olarak bir İktisat Kongresi toplanarak
memleketin ekonomik sorunları görüşüldü. Tarımsal etkinlikler genişletildi.
Ticaret ve milli sanayi geliştirildi. Sağlık işlerine önem verildi. Güçlü bir
ordu kuruldu. Yeni Türkiye Devleti’nin temeli olan bütün bu inkılaplara
“Atatürk İnkılapları” adı verildi. İnkılapların memlekette daha süratle ve daha
sağlam yerleşmesi için, bütün Türk halkını içine almak üzere Cumhuriyet Halk
Partisi kuruldu; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik,
laiklik ve inkılapçılık Türkiye siyasetinin temel ilkeleri olarak kabul edildi.
Mustafa
Kemal, inkılaplarının büyük kısmını başardıktan sonra Türk bağımsızlık
mücadelesini ve yeni Türkiye’nin kuruluşunu anlatan Büyük Söylev’ini yazdı;
bunu 1927 yılında, altı gün devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Değerli
inceleme ve değerlendirmelerle dolu olan bu eser, Türk tarihinin olduğu kadar
Türk edebiyatının da ölmez eserleri arasında yer aldı. 1934 yılında Meclis,
özel bir kanunla kendisine ATATÜRK soyadını verdi. Son senelerinde bitmeyen bir
heyecanla Hatay’ın anavatana katılmasına çalıştı. 10 Kasım 1938 perşembe günü
saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı’nda hayata
gözlerini kapadı. Ölümü, bütün dünyada derin yankılar yaptı ve büyük üzüntü
yarattı.
Naşı,
tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayı salonunda özel bir
katafalka yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında silah arkadaşlarının
nöbet tuttuğu tabut, üç gün süreyle milletin ziyaretine bırakıldı. Cenaze, daha
sonra 20 Kasım 1938’de Ankara’ya getirildi. 21 Kasım 1938’de büyük törenle
Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya
devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale’de ve diğer muharebelerde ona
karşı savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati çekiyordu. 10 Kasım
1953’te naşı Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden alınarak büyük bir
törenle Anıtkabir’e nakledildi.
Kaynak
: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri - Prof.Utkan
KOCATÜRK
|
III. BÖLÜM: KURTULUŞ SAVAŞI
|
|
|
M.KEMAL’İN SAMSUN’A ÇIKIŞI
|
|
9. ORDU MÜFETTİŞİ OLARAK M. KEMAL’İN GÖREVLERİ
1-M.Kemal Paşa’ya askeri ve sivil yetkilileri emretme yetkisi verilmiştir.
2-Doğu Karadeniz bölgesindeki Rumlar ile Türkler arasındaki çatışmayı sona
erdirmek ve ateşkesin uygulanmasını sağlamak
3-Padişaha bağlı yönetimi devam ettirmek
*M.Kemal’in amacı ise Milli Mücadele’yi başlatarak, milli egemenliğe dayalı
kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktır.
HAVZA GENELGESİ ( 28 MAYIS 1919)
*M.Kemal Paşa bu genelgeyi askeri birlik komutanlarına, devlet adamlarına ve
bölgesindeki halkın ileri gelenlerine göndermiştir.
*Genelgenin amacı:
1-İşgalleri karşı protesto mitingleri düzenlenmesi istenmiştir.
2-İşgallerin haksız olduğunu duyurmaktır.
*Genelgenin önemi:
1-İşgaller karşısında halkın bilinçlenmesini sağlamış, yurdun çeşitli
yerlerinde mitingler düzenlenerek işgaller protesto edilmiştir.
2-M.Kemal görev alanı dışına ilk kez bu genelge ile çıkmıştır.
3-M.Kemal’in kurtuluş düşüncesini ilk kez halka açıklamıştır.
AMASYA GENELGESİ (
22 HAZİRAN 1919)
Amasya
Genelgesi’nin Maddeleri:
1.Vatanın bütünlüğü, milletin
istiklali tehlikededir. (Ülkenin ne kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğu
vurgulanmış ve Kurtuluş Savaşı’nın amaç ile gerekçesi açıklanmıştır.)
2.Merkezi hükümet, üzerine aldığı
yetkileri hakkıyla kullanamamaktadır. Bu hal milletimizin hiçe sayılması
sonucunu veriyor. (Milli Mücadele’yi İstanbul hükumetinden ayrı olarak başlatmalarının
gerekçesidir.)
3.Milletin istiklalini, yine
milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (1-İrade ve iktidarın ulusa ait olduğu
ilk kez açıklanmıştır. 2-Ulusal egemenlik fikri ilk kez ortaya çıkmıştır. 3-Bu
madde genelgeye ihtilal belgesi niteliği kazandırmıştır. )
4.Duruma çare bulmak, milletin hak
isteyen sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir
milli heyetin kurulması gereklidir. (Ulusal örgütlenmenin ve hükumetin görevini
üstlenecek olan bir temsil heyetinin oluşumu vurgulanmıştır.)
5.Anadolu'nun her suretle en emin
yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. (Milli
Mücadele yanlılarının bu kongreye katılımını sağlamak ve İstanbul hükumeti
yanlılarının bu kongreye gelmesini engellemek )
6.Her ilden milletin güvenini
kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7.Her ihtimale karşı keyfiyetin
milli bir sır halinde tutulması gereklidir.
*Genelgenin amacı:
Milli Mücadele’de örgütlü hareket
etme sürece başlatmıştır.
*Genelgenin önemi:
1-Genelge iç ve dış düşmanlara
karşı yayınlanmıştır.
2-İlk kez Türk milleti Osmanlı
hükumeti ve işgalci güçlere karşı direnişe çağırılmıştır.
3-İstanbul hükumetine karşı çıkmayı
amaçlayan bir belgedir.
4-Türk siyasi tarihinde ilk kez
Ulusal Egemenlik kavramından söz edilmiştir.
5-Yeni Türk devletinin kurulması
yolundaki ilk siyasi belgedir.
6-Kurtuluş Savaşı’nın amacı,
gerekçesi ve yöntemini belirlemiştir.
7-M.Kemal bu genelgenin
yayımlanmasından sonra askerlik görevinden istifa etmiştir.
BÖLGESEL KONGRELER
1-İZMİR KONGRESİ (2-19 MART
1919 )
2-EDİRNE KONGRESİ ( 9-13
MAYIS 1919)
3-BALIKESİR KONGRESİ ( 26-30
TEMMUZ 1919)
4-NAZİLLİ KONGRESİ ( 6-9
AĞUSTOS 1919)
5-ALAŞEHİR KONGRESİ ( 16-25
AĞUSTOS 1919)
KONGRELERİN AMACI:
1-Bu kongreler bölgesel amaçlarla toplanmışlardır.
2-Ege bölgesindeki Yunan
işgallerine karşı çıkmak ve halkı bu işgallere karşı teşkilatlandırmaktır.
KONGRELERİN ÖNEMİ:
Milli Mücadele’de Batı Cephesi’nin
kurulmasına ortam hazırlamışlar ve Batı Kuva-yı Milliyesini örgütlemişlerdir.
ERZURUM KONGRESİ
(23 TEMMUZ – 5 AĞUSTOS 1919)
*Kongreye
sadece yurdun doğusundan gelen delegeler katılmıştır.
*Kongre
bölgesel amaçlar için toplanmıştır.
Kongrenin amacı:
1-Rum
ve Ermenilerin Doğu Anadolu’yu parçalamalarını önlemek
2-Doğu
Anadolu bölgesinin işgaline engel olmak ve buradaki Türk nüfusunun korunmasını
sağlamaktır.
3-Bölgeden
olabilecek Türk göçlerini engelleyerek Wilson ilkelerindeki azınlıklarla ilgili
nüfus çoğunluğu maddesinin yürürlüğe girmesini engellemektir.
Kongrede alınan kararlar
şunlardır:
1.Milli sınırlar içinde vatan bir
bütündür; vatanın çeşitli parçaları birbirinden ayrılamaz. (İlk kez vatanın
bütünlüğü ve bölünmezliği ile ilgili bir karar alınmıştır. Bu karar daha sonra
Misak-ı Milli kararlarında aynen tekrarlanmıştır.)
2.Yabancı işgal ve müdahalesine
karşı ve Osmanlı hükümetinin dağılışı halinde, millet hep birlikte savunacak ve
direnecektir.
3.Vatanın istiklalini korumaya
Merkezi hükümet muktedir olmadığı takdirde, gayeye ulaşmak için bir geçici
hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri, milli kongre tarafından seçilecektir.
Kongre toplantı halinde değilse, seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır. (Sivas
Kongresi toplanmıştır.)
4.Kuva-yı Milliye’yi etken ve milli
iradeyi egemen tutmak esastır.(Cumhuriyet’in ilk işaretleri verilmiştir.)
5.Hıristiyan ahaliye siyasi
egemenlik ve sosyal dengeyi bozan haklar verilemez. (İtilaf devletlerinin iç
işlere karışmasını önlemek için)
6.Manda ve himaye kabul olunamaz. (
Manda sistemi ilk kez reddedilmiştir. Tam bağımsızlık hedeflenmiş ama karar
Sivas Kongresi’ne bırakılmıştır.)
7.Milli Meclisin derhal toplanması
ve hükümet işlerinin meclisin denetlenmesine konulmasını sağlamak için
çalışılacaktır. (İstanbul hükumeti ve padişahın denetlenmesi amaçlanmaktadır.
KONGRENİN ÖNEMİ:
1-Doğu Anadolu’nun kaderini
görüşmek için toplanıldığı halde vatanın bütününü ilgilendiren kararlar
alındığı için kongre ulusal nitelik kazanmıştır.
2-Milli Mücadele’nin esas
programını hazırlamıştır.
3-Temsil heyetinin hükumet gibi
hareket edeceği açıklanarak hükumetin yürütme yetkisini eline alacağı
belirtilmiştir.
4-Temsil heyeti kurulmuş
başkanlığına M.Kemal getirilmiştir.
SİVAS KONGRESİ (4 –11 EYLÜL
1919)
*Tüm yurttan gelen
delegelerin katılımı ile gerçekleşmiş ulusal bir kongredir.
*Kongrenin toplanması Amasya
Genelgesi’nde istenmiştir.
Alınan önemli kararlar
şunlardır:
1.Anadolu'da ve Rumeli'de kurulmuş
olan bütün Müdafaa-i Hukuk-I Milliye Cemiyetleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti adını aldı. (Böylece Kurtuluş Savaşı’nın tek elden yönetimi
sağlanmıştır.)
2.Memleketi, içinde bulunduğu
halden kurtarmak için derhal Milli Meclisin toplanması lazımdır. Milletin
mukadderatı bu meclisin denetlemesine bırakılacaktır.
3-Manda ve himaye kesin olarak
reddedilmiştir. (Hedef tam
bağımsızlıktır.)
KONGRENİN ÖNEMİ
1-Ulusal bir kongredir.
2-M.Kemal’in Milli Mücadele ve Kuva-yı Milliye liderliği
kesinleşmiştir.
3-Kayıtsız şartsız tam bağımsızlık ilkesi konmuştur.
AMASYA GÖRÜŞMESİ (PROTOKOLÜ) (
20-22 EKİM 1919)
*İstanbul
hükumeti adına Salih Paşa ile Temsil Heyeti adına M.Kemal tarafından
imzalanmıştır.
*Sivas
Kongresi kararlarının İstanbul hükumeti tarafından kabul edilmesi istenmiştir.
İstanbul hükumeti bütün maddeleri kabul etmemiş sadece Osmanlı Mebusan
Meclisi’nin toplanması kararını kabul etmiştir.
*M. Kemal:
1-Kendisinin Osmanlı meclisinde başkan seçilmesini
istemiştir.
2-Meclis’te Müdafaa-i hukuk grubu kurulmasını istemiştir.
3-Misak-ı Milli kararlarının mecliste kabul edilmesini
istemiştir.
*M.Kemal meclise başkan olamamış, Erzurum milletvekili
seçilmiştir. Mecliste Felah-ı Vatan grubu kurulmuştur. (Padişahçı) Misak-ı
Milli kararları mecliste kabul edilmiştir.
MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL AND-ULUSAL SINIRLAR)
(28 OCAK 1920)
*Ulusal sınırlarımızın çizildiği ulusal (milli)
yemindir.
1-Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür,
parçalanamaz.
2-30 Ekim 1918'de ateşkes imzalandığı zaman
Osmanlı Devleti’nin, düşman ordularının istilası altında bulunan ve Arapların
çokluk teşkil ettikleri toprakların geleceği halkın özgürce verecekleri oya
göre tespit edilecektir. Osmanlı-İslam çoğunluğu ile meskun bulunan kısımların
genel topluluğu hiç bir nedenle ayrılık kabul etmez bir bütündür.
3-Halkın oyu ile anavatana katılmış olan Kars, Ardahan, Artvin için icap ederse
tekrar halkın serbest olarak oyuna müracaat edilmesini kabul ederiz.
4-Türkiye sulhüne bırakılan Batı Trakya'nın
hukuki durumunun saptanması da yerli halkın tam bağımsızlık içinde özgürce
verecekleri oya uyularak yapılmalıdır.
5-Osmanlı Hükümeti'nin merkezi olan İstanbul
şehri ile Marmara Denizi'nin güveni her türlü tehlikeden korunmalıdır.
6-İtilaf devletleri ile kararlaştırılan esaslar
içinde azınlıkların hakları gibi, Müslüman ahalinin de aynı haklardan
faydalanmaları sağlanmalıdır.
7-Milli ve ekonomik gelişmemiz için, siyasi,
adli, mali gelişmelerimize engel olacak kayıtlar istemiyoruz. (Kapitülasyonlar
kaldırılıyor.)
MİSAK-I MİLLİ’NİN ÖNEMİ
1-Ümmetçilik anlayışından milliyetçilik
anlayışına geçilmiştir.
2-Türklerin özgür olarak yaşayacakları ülkenin
sınırları çizilmiştir.
MİSAK-I MİLLİ’YE TEPKİLER
1-İtilaf devletleri İstanbul’daki meclisi
basmış, milletvekillerini tutuklamış, bir kısmını Malta’ya sürgün etmiştir.
2-16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal
edilmiştir.
3-M.Kemal İstanbul’dan kaçan milletvekillerinin
Ankara’da açılacak olan TBMM’ye katılmalarını istemiştir.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN AÇILMASI (23 NİSAN 1920)
Açılış sebebi:
1-Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapatılması
2-Misak-ı Milli kararlarının uygulanmak istenmesi
3-Temsil Heyeti’nin yetersizliği
4-Milli Mücadele’nin siyasi ve hukuki varlığının güçlendirilmek istenmesi
*23 Nisan 1920 Cuma günü, Meclisin en yaşlı üyesi olan Sinop Mebusu Şerif
Bey Meclisi Başkanlığına getirilmiş, böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi
açılarak vazifesine başlamıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanlığına Mustafa Kemal'i seçti (24 Nisan
1920). Mustafa Kemal'in Başkanlığında ilk Bakanlar Kurulu kuruldu (3 Mayıs
1920). Bu hükümete, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denildi.
TBMM’NİN ÖZELLİKLERİ
1-1923’e kadar çalışmıştır.
2-Üyelerinin tümü halk tarafından seçilmiştir.
3-Temel amacı Kurtuluş Savaşı için gerekli kararları almak ve ulusal
bağımsızlığı sağlamaktır.
4-Kurucu meclis sayılır (Yeni anayasa hazırladığı için)
5-İhtilal meclisidir. (Halk yönetimi zorla ele geçirmiştir.)
6-Güçler birliği esası ile çalışmıştır. (yasama, yürütme ve yargı güçleri
meclisin elindedir.)
TBMM’NİN AÇILMASININ ÖNEMİ
1-Ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulduğunun resmen
kanıtıdır.
2-Tarihte Türk adı ile kurulan 2. Türk devletidir.
TBMM’NİN AÇILMASINA İSTANBUL HÜKUMETİNİN TEPKİSİ
1-M.Kemal ve arkadaşları için ölüm fetvası yayımlamıştır.
2-Kuva-yı Milliye’ye karşı Kuva-yı İnzibatiye’yi kurmuştur.
3-TBMM’ni zayıflatmak için ayaklanmalar çıkarttırmıştır.
İLK ANAYASA (TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU) (20 OCAK 1921)
*23 maddeden oluşur.
*Bu kanunun önemli bazı maddeleri şunlardır:
1-Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
2-Kanun yapmak ve kanunu yürütmek yetkisi, milletin tek ve
gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde toplanır.
3-Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
4-Meclis Başkanı, İcra Vekillerinin de başkanıdır.
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKUMETİ’NE KARŞI AYAKLANMALAR
Sebebi:
1-Uzun
süren savaşların halkta bıkkınlık yaratması ve yeni bir savaşı göze alamaması
2-İtilaf
devletlerinin ve İstanbul hükumetinin halkı TBMM’ne karşı kışkırtmaları
3-Kuva-yı
Milliye’nin düzensiz tutumu, halktan zorla para ve mal toplaması
4-Bazı
Kuva-yı Milliye liderlerinin TBMM’nin otoritesine ve düzenli orduya karşı
çıkması
5-Din
elden gidiyor propagandasının yapılması
İSTANBUL HÜKUMETİ’NİN
KIŞKIRTMALARI İLE ÇIKAN AYAKLANMALAR
1-Kuva-yı
İnzibatiye Ordusu ( Halife Ordusu)
2-Anzavur
Ayaklanması ( Ahmet Anzavur ve İtilaf devletleri tarafından Çanakkale
Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması için
çıkarılan ayaklanma)
İTİLAF
DEVLETLERİNİN KIŞKIRTMALARI İLE ÇIKAN AYAKLANMALAR
1-Bolu-Düzce
ve Adapazarı Ayaklanması
2-Yozgat
Ayaklanması ( Çobanoğlu aşireti ayaklandırılmıştır.)
3-Konya
Ayaklanması ( Bozkır Ayaklanması)
4-Afyon
Ayaklanması
5-Milli
Aşiret Ayaklanması ( Urfa)
AZINLIKLARIN
ÇIKARDIKLARI AYAKLANMALAR
1-Doğu
Anadolu’da Ermeniler
2-Batı
Anadolu’da Rumlar
3-Karadeniz
bölgesinde Pontuslu Rumlar
KUVA-YI MİLLİYECİ
GRUPLARIN ÇIKARDIKLARI AYAKLANMALAR
1-Çerkez
Ethem Ayaklanması (Milli Mücadele’nin lideri olmak için ayaklanmıştır.)
2-Demirci
Mehmet Efe Ayaklanması
TBMM’NİN AYAKLANMALARA KARŞI
ALDIĞI ÖNLEMLER
1-İstanbul hükumeti ile haberleşmeyi kesmiştir.
2-İstanbul hükumetinin yapacağı tüm işleri geçersiz
sayacağını açıklamıştır.
3-Meclis, Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarmıştı