 |
FEVZİ
ÇAKMAK
(
1876- 1950)
|
Alnında
zafer ve fazilet yıldızı parlayan bir komutan... İnanan ve inandığına
inandıran bir insan... Savaş meydanlarında da, mütevazı bürosunda
da vakar sahibi, mü'min, güven verici Mareşal!.. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun
sessiz mimarlarından biri... Hayatının
yarım yüzyılını Türk ordusunun içinde ve başında geçirmiş bir asker... Türkiye
Cumhuriyeti'nin iki mareşalinden biri...
Asıl
adı, Mustafa Fevzi'dir. 12 ocak 1876'da İstanbul'da Cihangir semtinde doğdu.
Babası, topçu albaylarından Ali Bey'dir. Bu, asker ailenin asker çocuğu 1895'de
Harp Okulu'ndan teğmen olarak orduya girdi. Üç yıl sonra, 1898'de kurmay sınıflarını
tamamlayarak yüzbaşı oldu. Genelkurmay IV. Şubesi'ne atandı. Burada bir süre
hizmet verdikten sonra Rumeli'ye gönderildi. Bulunduğu bölgede, Sırplar ve
Arnavutlar arasında çekişme vardı. Bu bölgede verdiği değerli hizmetlerle
dikkatleri üzerinde topladı. Komutanları tarafından takdir ediliyor, insan
ilişkilerinin uygar bir ortamda sürdürülmesi konusunda, büyük yeteneği göze
çarpıyordu. Dokuz yıl sonra albaylık rütbesine erişti.
ATATÜRK
İLE KOSOVA'DA TANIŞTI
Fevzi Çakmak'ın Rumeli'nde hizmet verdiği dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun
karışık ve sıkışık olduğu bir dönemdi. Jön Türkler, özellikle Rumeli'nde geniş
bir teşkilât kurmuşlar, Meşrutiyet'in yeniden ilânını sağlamaya çalışıyorlardı.
Kolağası Niyazi, Resne taburu ile dağa çıkmıştı. Bunu, Kolağası Enver'in başkaldırması
izledi. Bu karışıklıkları bastırmak için gönderilmiş, 18'inci Nizamiye Tümeni
Komutanı Şemsi Paşa, Manastır'da Teğmen Atıf tarafından vuruldu. Komutanı
vurulan bu tümenin Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'tı. Bu nazik dönemde Çakmak,
gösterdiği esneklikle hem hükümetin düşmanlığını üzerinde toplamamış, hem
genç ittihatçıların hücum hedefi olmamıştır. Şemsi Paşa'nın öldürülmesinden
sonra, elindeki kuvvetleri ittihatçılar aleyhinde kullanabilir, sarayın ve
hükümetin gözüne girebilirdi. Bunu yapmadı, böylece de ittihatçı genç arkadaşlarını
korumuş oldu.
1908 ikinci Meşrutiyet devrimi sırasında Fevzi Çakmak, tehlikeli bir
sınır bölgesi olan Yenipazar sancağında hem mutasarrıf, hem 35'inci Nizamiye
Tümeni'nin komutanı idi. Devrimin, bünyesinde getirdiği taşkınlıkları, kargaşayı
büyük bir ustalıkla önledi; ittihatçıların da ittihatçılara karşı olanların
da şikâyetlerine muhatap olmadı. Bir süre de, mutasarrıflık görevi devam etmek
şartile, Kosova Kolordusu Kurmay Başkanlığı'na getirildi. Atatürk'le tanışması,
bu yıllara rastlar. Atatürk, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın maiyetinde
Arnavutluk isyanını bastırmaya giderken, Kosova Kolordusu Kurmay Başkanı Fevzi
Çakmak'la tanıştı ve bu vakarlı askeri sevdi.
İtalyanlar, Trablusgarb'a hücum edince, Atatürk ve bazı arkadaşları
Trablusgarb'a geçtiler ve orada bir mukavemet cephesi kurdular. Bu sırada
Fevzi Çakmak, İtalyanlar'ın Adriyatik kıyılarına asker çıkarması ihtimaline
karşı hazırlanan Garp Kolordusu Kurmay Başkanlığı'nı yapıyordu. Balkan Savaşı
önceleri, Vardar Ordusu Harekât Şubesi Müdürlüğü'nde, Balkan Savaşı'ndan sonra,
Ankara Tümeni komutanlıklarında bulundu, az sonra da 5'inci Kolordu Komutanlığı'na
atandı. 1914 yılı martında mirliva, yani general olmuştu.
PARLAK
HİZMETLER VERDİ
Birinci
Dünya Savaşı'nda kolordusu ile birlikte, Çanakkale savaşlarına katıldı. Savaş
sonunda Atatürk'ün Anafartalar Grup Komutanlığından ayrılması üzerine, bu
komutanlığa vekâleten baktı. Onu, 1916'da 2'nci Kafkas Ordusu Komutanı, 1917'de
2'ncl Ordu Komutanı olarak görüyoruz. Çanakkale'de olduğu gibi, burada da
Atatürk'le halef-selef olmuşlardır. Bundan sonra Suriye'de 7'nci Ordu Komutanlığı'na
getirildi. Burada parlak hizmetler verdi ve bu hizmetlerine karşılık 28 temmuz
1918'de ferikliğe terfi etti. Verilen görevi eksiksiz yapan, aralarında bulunduğu
insanları gücendirmeden, incitmeden çalışmalarını sağlamasını bilen, bu doğuştan
babayani asker Fevzi Çakmak, yavaş yavaş çevresine kendisini kabul ettiren
ve gözüne bakılan, sözüne kulak verilen insan olmuştu. Mondros Mütarekesi'nin
imzalanmasından sonra, Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi.
Mondros
Mütarekesi maddelerinin tek taraflı bir yorumla uygulanması ve İzmir'in Yunan
ordusu tarafından işgaline karşı idi. Genelkurmay Başkanı olarak aktif bir
tavır almış, ne Suriye Fatihi diye bilinen General Allenby'nin İstanbul'a
gelişinde kendisini karşılamaya gitmiş, ne de İzmir'in Yunanlılar tarafından
işgaline razı olmuştur. Hele İzmir'e çıkarma yapması ihtimali olan Yunanlıların,
İzmir'deki askerlerimiz tarafından silahla karşılanması için verdiği emir
üzerine, Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrılmak zorunda kalmıştır.
14
mayıs l919'da1'inci Ordu Mütfettişliği'ne atandı. Bu hizmette iken, Atatürk,
9'uncu Ordu Müfettişliği'ne tayin edilmiş ve İstanbul'dan ayrılırken, Fevzi
Cakmak'la da görüşmüş, fikirlerini öğrenmek istemişti. O günlerde, Fevzi Cakmak'ın,
Atatürk'ün fikirlerini tam olarak paylaştığı söylenemez. Çakmak, müttefik
devletlerin birbirine düşmesinden Osmanlıların yararlanabileceğine inanıyor,
olayların biraz daha gelişmesi lâzım geldiğini düşünüyordu. Bir ara, Mustafa
Kemal'e karşı bir tutuma girmek üzere iken, Kâzım Karabekir Paşa'nın araya
girmesi ile anlaşmazlık ortadan kaldırılabildi.
27
MAYIS 1920'DE ASKERLİKTEN TARDEDILDI
Fevzi Çakmak, 3 Şubat 1920'de İstanbul hükümeti tarafından Harbiye
Nazırlığına getirildi. Bu görevi yaptığı sıralar, Kurtuluş Savaşı'na değerli
hizmetler vermek fırsatını bulmuştur, İstanbul'dan birçok silah ve cephanenin
Anadolu'ya taşınması, değerli komutanların Anadolu'ya geçmesi, hep bu aylara
rastlar ve Fevzi Cakmak'ın arkalaması ile gerçekleşir. İstanbul, müttefik
kuvvetler tarafından resmen işgal edilince, daha fazla beklemedi ve o da Anadolu'ya
geçerek kurtuluş kavgasına, Atatürk'ün yanıbaşında katıldı. (8 Nisan 1920).
Atatürk, Fevzi Çakmak'ın Kurtuluş Savaşı'na katılmasını çok iyi karşılamıştır.
Kendisine, büyük ilgi gösterdi ve hemen Millî Savunma Bakanlığı görevini kendisine
verdi.
İstanbul
hükümeti güç durumda idi. Birçok sivil ve asker Anadolu'ya geçiyor, İstanbul
hükümetine karşı tavır alıyordu. Harbiye Nazırı'nın da Anadolu'ya geçmesi,
İstanbul hükümeti için bardağı taşıran damla oldu. Fevzi Çakmak'ın askerlikten
tardedildiğini ve idama mahkûm edildiğini ilân etti. Padişah Vahdettin, 27
mayıs 1920'de bu kararı tasdik ederek yürürlüğe koydu. Artık Atatürk gibi,
Fevzi Çakmak da idam edilecekler arasına girmiş bulunuyordu.
Fevzi
Çakmak, Ankara hükümetinde, Millî Savunma Bakanı ve Hükümet Başkanı olarak
çalışmalara başlamış, yeni bir ordunun yaratılmasında onun azimli ve
feragatkâr çalışmaları büyük rol
oynamıştır. 2'nci İnönü Zaferi'nden sonra
T.B.M.M. kendisini orgeneralliğe yükseltti.
Yine aynı görevini sürdürüyordu.
OY
BİRLİĞİ İLE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI'NA GETİRİLDİ
Kütahya
ve Eskişehir savaşları aleyhimizde sonuçlanınca, gerek orduda, gerekse halk
arasında başlayan moral bozukluğu dikkati çekti. Bu dönemde Çakmak, gerek
Büyük Millet Meclisi (B.M.M)'nde yaptığı konuşmalarla, gerekse Anadolu Ajansı
ile yayınlanan beyanatlarıyla ve gerekse, orduya yayınladığı beyannamelerle
morali yükseltiyor, zafere olan inancı pekiştiriyor, bu konuda Atatürk'e büyük
yardımları oluyordu. Nitekim, Bakanlar Kurulu Başkanı sıfatı ile yayınladığı
bir beyannamede şöyle demektedir:
"Düşmanın
ilerlemesine karşı halkın katiyen tereddüt ve endişe etmesine mahal yoktur.
Düşmanın, Anadolu içerisine doğru uzanmak isteyen kolları, mezarlarına yaklaşıyor.
Bu yeni sefer, düşmanın ölüm yolculuğudur. Tann'nın yardımı ve yakın hadiseler
bu neticeyi gösterecektir."
Sakarya Savaşı'na kadar, Millî Savunma Bakanı ve Bakanlar Kurulu Başkanı
olarak görev yaptı. Sakarya savaşlarının başlayacağına yakın sıralarda, B.M.M'nde
sabırsızlıklar artmıştı. Ordudan zafer bekleniyordu. Tarihî bir celsede, Mustafa
Kemal’in, ordunun başına geçmesi istendi. Mustafa Kemal B.M.M. yetkilerinden
bazılarının kendisine verilmesi halinde, ordunun başına geçeceğini ve zaferi
kazanacağını söyledi, işte, bunun üzerine B.M.M istenen yetkileri Mustafa
Kemal Paşa'ya verirken, Bakanlar Kurulu Başkanı ve Millî Savunma Bakanvekili
Fevzi Çakmak'ı da oy birliği ile, Genelkurmay Başkanlığı'na getirdi.
T.B.M.M.
FEVZİ ÇAKMAK'A TAKDİRNAME VERDİ
Sakarya
Savaşı'nın kazanılmasında Fevzi Çakmak'ın büyük yardımları olmuştur. Mustafa
Kemal Paşa’nın yanında ve onun emrinde sadakatle çalışmış, bilfiil siperlere
girmiş, askerin maneviyatını yükseltmiş ve düşmanın yenilgisinde pay sahibi
olmuştur.
Savaşın,
zaferle sonuçlanmasından sonra, B.M.M'nde İsmet İnönü ile birlikte bir
takrir
hazırlayarak, Mustafa Kemal Paşa'ya mareşallik rütbesi ile gazilik unvanı
verilmesini
teklif
etmişler ve böylece Meclis, yalnız sultana ait olan bu hakkı kullanmak suretile,
Mustafa Kemal’e, hem gazilik unvanını, hem mareşallik rütbesini vermiştir.
Bu kararın Büyük Millet Meclisi'nden çıktığı gün, saltanatın fiilen kaldırılmış
bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü sonradan yurt dışına kaçan Padişah
Vahdettin,yakınlarına o günü anlatırken, durumu böyle yorumladığını açıklamıştır.
Sakarya Meydan Muharebesinde yararlıkları görüldüğü için, B.M. M 'nce
takdirname verilenlerin başında, Fevzi Çakmak vardır.
Mustafa Kemal, 26 Ağustos Büyük Taarruz planlarını, paşalara açıkladığı
zaman, hayret ve şaşkınlıkla karşılanmış, İsmet Paşa dahil, komutanlar, bu
planı (tehlikeli bulmuşlardı. Mustafa Kemal’in yaptığı savaş planını destekleyen
sadece Fevzi Çakmak'tı. Sonradan, öteki komutanlar da planı benimsemişler
ve zafer böylece kazanılmıştır. Bu savaşların da Genelkurmay Başkanı Fevzi
Çakmak'tı. Bu zaferden sonra Fevzi Çakmak, B.M.M. tarafından mareşalliğe yükseltilmiş,
böylece Fevzi Çakmak, Kurtuluş Savaşı'nın, Mustafa Kemal Paşa’dan sonra ikinci
mareşali olmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan 1944 yılına kadar aralıksız Genelkurmay
Başkanlığı görevinde bulundu. Ordunun, gözbebeği mareşali idi ve devrimler
yapan Atatürk'le, İnönü hükümetini
destekleyerek başarılarını kolaylaştırdı.
Türk ordusunda eğitim ve öğretimin
artmasına ve zinde bir güç halinde dünyada itibar sağlamasına
emekleri geçmiştir. Yeni silahlarla donatılması için de çok çaba harcamıştır.
12 ocak 1944 günü, Yaş Haddi Kanunu gereğince, emekliye ayrıldı. Ömrünün
yarım yüzyılını ordunun içinde geçirmiş bir komutanın emekliye ayrılması,
kendisi için kolay olmamışsa da, bunu tabiî karşılamıştır. 1945'de, çok partili
hayatın kapıları açılınca, Fevzi Çakmak da kendisine düşen görevden kaçmamış,
Demokrat Parti'nin kuruluş günlerinde bu partiye destek olmuştur. Daha sonra,
1946 seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girdi.
DÜRÜST,
FAZİLETLİ VE İRADELİ BİR İNSANDI
Demokrat
Parti ileri gelenleriyle bazı noktalarda uyuşamayınca, bu partiden ayrıldı
ve bazı arkadaşları ile Millet Partisi'nin kurulmasında, kurucu olarak bulundu
ve bu partinin Onursal Başkanı oldu, Geçirdiği bir prostat ameliyatından sonra,
10 nisan 1950 pazartesi günü sabah saat 7.30'da hayata gözlerini yumdu.
Cenazesi,
görülmemiş bir kalabalığın elleri üstünde yüzerek Eyüp Mezarlığı'na defnedil-miştir.
Dürüst,
faziletli, iradeli bir insandı. En büyük zevklerinden biri, kitap okumaktı.
Tarih ve sosyoloji üzerine yazılmış kitapları bilhassa seçer, onlar üzerinde
düşünür, düşündüklerini, yakın dostlarıyle tartışırdı. Birçok Balkan dillerini
bilir, Fransızca ve ingilizce konuşurdu. Anılarını, askerlik hayatından başlayarak
son günlerine kadar düzenli olarak tutmuştur. Yalnız büyük asker değil, büyük
insandı.